<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Blog</title>
	<atom:link href="http://izlerim.net/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://izlerim.net</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 08:22:15 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kulak için tavuk tırnak için yumurta</title>
		<link>http://izlerim.net/?p=239</link>
		<comments>http://izlerim.net/?p=239#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 11:00:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>

		<category><![CDATA[Kulak için tavuk tırnak için yumurta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=237</guid>
		<description><![CDATA[
Gözler için havuç, tırnaklar için yumurta, kulaklar için tavuk, kalp için balık ve cilt için portakal yenilmeli. Beslenme uzmanları, bunları boşuna söylemiyor elbet. Uzmanlar, her organın ihtiyacının farklı farklı olduğunu ifade ederek, beslenmenin bu organların ihtiyaçlarına göre yapılmasını istiyor. Güzel ve sağlıklı görünüm için uzmanlar şu önerilerde bulunuyor:
Gözler: Gözlerin A vitaminine ihtiyacı var. A vitamini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Gözler için havuç, tırnaklar için yumurta, kulaklar için tavuk, kalp için balık ve cilt için portakal yenilmeli. Beslenme uzmanları, bunları boşuna söylemiyor elbet. Uzmanlar, her organın ihtiyacının farklı farklı olduğunu ifade ederek, beslenmenin bu organların ihtiyaçlarına göre yapılmasını istiyor. Güzel ve sağlıklı görünüm için uzmanlar şu önerilerde bulunuyor:<span id="more-239"></span><br />
Gözler: Gözlerin A vitaminine ihtiyacı var. A vitamini vücudun sağlıklı olabilmek için ihtiyaç duyduğu en önemli vitaminlerden biri. Bunun için; havuç, ıspanak, rezene, patates, brokoli, fındık ve mercimek yenmeli.<br />
Tırnaklar: Tırnaklar biyotine ihtiyaç duyar. Güzellik vitamini olarak da bilinen biyotin, saçları ve tırnak uçlarını güçlendirir. Yumurta, balık, süt, peynir ve patates biyotin içerir.<br />
Kulaklar: İç kulakta meydana gelen kulak çınlamalarının ve duyma bozukluklarının, çinko eksikliğinden kaynaklanabileceği belirtiliyor. Bu nedenle tavuk, kuzu veya sığır eti yenmesi tavsiye ediliyor.<br />
Diş ve dişetleri: Dişlerin Kalsiyuma ihtiyacı vardır. Diş ve dişetlerinin sağlıklı görünmesini istiyorsanız günde en az 800 mg Kalsiyum almalısınız. Süt, ıspanak, kuru incir, kayısı ve lahana ile kalsiyum ihtiyacı karşılanabilir.<br />
Saçlar: Saçlarının sağlıklı uzaması ve yıpranmaması için ihtiyacın olan en önemli şey amino asittir. Bunun için; hem protein hem de amino asit içeren besinleri tercih edilmelidir. Peynir, yumurta, tavuk, hindi ve fındık gibi besinler alınmalıdır.<br />
Kalp: Kalp sağlığı için Omega-3 Yağ asitleri faydalıdır. Kalbin sinsi düşmanı kolesteroldür. Kolesterol hücre zarının ve bazı hormonların yapımında kullanılır. Ancak kanda fazla bulunması zararlıdır. Kolesterol bir yanda karaciğer tarafından üretilirken, besinlerden de alınır. Et süt ve yumurta gibi hayvansal ürünlerde bol miktarda bulunurken, sebze ve tahıllarda bulunmaz. Omega-3 yağ asitleri içeren balık, kalp için çok faydalıdır.<br />
Cilt: Cildin ihtiyacı C Vitaminidir. Eğer cildin pürüzsüz ve sağlıklı görünmesi isteniyorsa her gün en az 60 mg C vitamini alınmalıdır. C vitaminin vücudun savunma sistemini artırıcı etkisi vardır. Bu vitamin vücuttaki yara izlerinin ve çürüklerin kapanmasına yardımcı olur, cilde pürüzsüz bir görüntü kazanır. C vitamini; taze meyve, meyve suları ve sebzelerde bol miktarda bulunur.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://izlerim.net/?feed=rss2&amp;p=239</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat eksikliği başarıyı düşürüyor</title>
		<link>http://izlerim.net/?p=237</link>
		<comments>http://izlerim.net/?p=237#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:58:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>

		<category><![CDATA[Dikkat eksikliği başarıyı düşürüyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=235</guid>
		<description><![CDATA[
Kİmİ aileler tarafından yeterince önemsenmese de hiperaktivite çocukların geleceği için ciddi sorunlara yol açabiliyor. Yeterince zeki olmasına rağmen kapasitesinin altındaki eğitime mahkum olan bu çocuklar hatta kimi zaman toplum dışına itilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Zafer Atasoy, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu anlatıyor.
Günlük dilde ‘Dikkat eksikliği’ olarak tanımlanan Dikkat Eksikliği ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Kİmİ aileler tarafından yeterince önemsenmese de hiperaktivite çocukların geleceği için ciddi sorunlara yol açabiliyor. Yeterince zeki olmasına rağmen kapasitesinin altındaki eğitime mahkum olan bu çocuklar hatta kimi zaman toplum dışına itilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Zafer Atasoy, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu anlatıyor.<br />
Günlük dilde ‘Dikkat eksikliği’ olarak tanımlanan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, üç alanı kapsar, dikkat sorunları, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik. Kimi çocuklarda dikkat sorunları, kiminde aşırı hareketlilik ve dürtüsellik daha belirgin olarak ön planda yer alabilir. Erkek çocuklarda hareketliliğin daha sık görüldüğü, buna karşın kızlarda da dikkatsizliğin daha sık olduğu bilinmektedir.<span id="more-237"></span></p>
<p><strong>SEBEBİ KESİN OLARAK BİLİNMİYOR </strong><br />
Dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin ortaya çıkmasına neden olan durum henüz kesin olarak gösterilmemiştir. Beyin dokusunda hücreler arasında iletişimi sağlayan nörotransmitter adı verilen kimyasal maddelerin (Dopamin, adrenalin, noradrenalin, serotonin ve diğerleri) düzeylerindeki değişiklikler, beyin işlevlerinin düzenlenmesindeki aksamalar bu tablonun sorumluları olarak görülmektedir. Yapılan çalışmalarda ailesel bir geçişten söz etmek de mümkündür. Bazı ailelerde bu rahatsızlığın görülme sıklığı diğerlerine göre 8-10 kat fazla bulunmuştur.</p>
<p><strong>AİLELER NASIL ANLAYABİLİR? </strong><br />
Yaşıtı arkadaşlarının sergilediği dikkat performansına göre düşüklük sergilemesi bu durumu akla getirmelidir. Ayrıca, detaylara dikkat etmeme, ödevlerde dikkatsiz hatalar yapma, oyun ve görevlerde dikkati sürdürememe, okul ödevlerini bitirememe, dinlemez gibi görünme, zihinsel performansı sürdürmede zorluklar sergileme, eşyaları kaybetme, dış uyaranlarla dikkatin dağılması, unutkanlıklar gibi belirtiler de gözden kaçmamalıdır.<br />
Dikkat eksikliğinde en önemli sorun çocuğun bu nedenle eğitim imkanlarından yeteri kadar yararlanamamasına yol açar. Bu durumda da içinde bulunduğu toplumda hak ettiği yeri alamaz ve toplum dışına itilebilir.</p>
<p><strong>TEDAVİ NE ŞEKİLDE YAPILIR?</strong><br />
Tedavide öncelikle çocuğun tıbbi ve ruhsal olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirme ne denli sağlıklı yapılmışsa tedavi de o denli başarılı ve olumlu gelişir. İlaç tedavisinde uygun seçeneklerle etkin ve hızlı sonuçlar almak mümkündür. Bu nedenle sağlıklı bir izleme gereklidir. Eş zamanlı olarak çocukla birlikte olan erişkinlerin ona yönelik tutum ve davranışlarında sergileyeceği olumlu değişikler önemli yer tutar.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://izlerim.net/?feed=rss2&amp;p=237</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Akut gırtlak iltihabı (akut larenjit)</title>
		<link>http://izlerim.net/?p=235</link>
		<comments>http://izlerim.net/?p=235#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:58:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>

		<category><![CDATA[Akut gırtlak iltihabı (akut larenjit)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=233</guid>
		<description><![CDATA[Akut gırtlak iltihabı (akut larenjit)
bazen tek belirti, ama genellikle kuru öksürük ve boğaz ağrısı ve bazen de azya da çok yüksek ateşle birlikte
seste boğuklaşma, gittikçe kuru ve kulak tırmalayıcı hale gelme, değişen ölçüde kalınlaşma ses tellerinin iltihabı
ses kısıklığı
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Akut gırtlak iltihabı (akut larenjit)</p>
<p><span class="t808080x14">bazen tek belirti, ama genellikle kuru öksürük ve boğaz ağrısı ve bazen de azya da çok yüksek ateşle birlikte</span></p>
<p><span class="t808080x14">seste boğuklaşma, gittikçe kuru ve kulak tırmalayıcı hale gelme, değişen ölçüde kalınlaşma ses tellerinin iltihabı</span></p>
<p><span class="t808080x14">ses kısıklığı</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://izlerim.net/?feed=rss2&amp;p=235</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kış mevsiminde ‘yüz felci’ riski</title>
		<link>http://izlerim.net/?p=233</link>
		<comments>http://izlerim.net/?p=233#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:57:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>

		<category><![CDATA[Kış mevsiminde ‘yüz felci’ riski]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=231</guid>
		<description><![CDATA[
Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, gözyaşı ve tükürük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulguların yüz siniri felcinin belirtisi olduğunu söyledi.
EDİRNE - Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, soğuk havalarda karşılaşılan sağlık sorunları arasında yüz felcinin de bulunduğunu bildirdi
Yüz sinirinin çalışmamasının en belirgin bulgusunun yüzün bir yanındaki hareketlerin azalması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, gözyaşı ve tükürük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulguların yüz siniri felcinin belirtisi olduğunu söyledi.</p>
<p><span class="textBodyBlack">EDİRNE - Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, soğuk havalarda karşılaşılan sağlık sorunları arasında yüz felcinin de bulunduğunu bildirdi</span><span id="more-233"></span></p>
<p>Yüz sinirinin çalışmamasının en belirgin bulgusunun yüzün bir yanındaki hareketlerin azalması veya kaybolması olduğunu ifade eden Uzm. Gül, “Gözyaşı ve tükürük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulgular yüz siniri felcinin belirtisidir. Yüz felci, yüzün kaslarını uyaran sinirlerde ortaya çıkmakta. Bu durumda ağızda ve yüzün değişik yerlerinde kaymalar meydana gelmekte” dedi.</p>
<p>Toplumda en sık görülen yüz felci sebebi olan ve “Bell paralizisi” adı verilen bu durum, yüz sinirinin iç kulak çevresindeki bir bölümünde iltihap ve ödem oluşmasıyla gelişmekte olduğunu bildiren Uzm. Dr. Gül, şunları kaydetti:<br />
“Yüz çok fazla soğuğa maruz kalan bir bölgedir. Soğuk ve rüzgar da yüzdeki virüsleri tetikler ve yüzdeki sinir uçlarında ödem oluşturabilir. Yüz felci tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bu nedenle yüz felci bulguları olan hastalar hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdırlar. Bu hastaların büyük çoğunluğu tedaviyle iyileşmektedir.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> YÜZ FELCİNDEN KORUNMA YOLLARI</strong></span><br />
Vücut direncini düşüren rahatsızlıklar, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonun yüz felcinin tedavi süresini uzatmakta olduğu gibi hastalığa kaynak oluşturduğunu anlatan Dr. Gül, bu tip hastalıkları olanların özellikle beslenmelerine dikkat ederek, tedavilerini aksatmamaları gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Uzm. Dr. Gül, korunma yöntemlerini şöyle sıraladı:<br />
“Soğuk ve rüzgarlı havalarda yüzü mutlaka sert hava akımından korunmak gereklidir. Kar maskesi, atkı takarak yüzün rüzgarla temas önlenmelidir. Cereyan yapacak şekilde pencereler açık bırakılmamalıdır. Soğuk hava, soğuk günlerde dışarı çıkılırken mutlaka yüz ve başı soğuktan koruyacak şekilde şapka, şal ve atkı kullanılmalıdır. Banyo sonrası saçlar tam kurutulmadan dışarı çıkılmamalı, rüzgara karşı durulmamalıdır.</p>
<p>Çok soğuk havalarda, özellikle erkekler tıraş olduktan sonra en az 10 dakika bulundukları ortamdan çıkmamalıdırlar. Tıraş, sıcak ya da soğuk suyla değil, ılık suyla olunmalıdır. Ayrıca havalar çok soğuk olmasa da rüzgara maruz kalmamak için otomobil kullananların da camlarını açmaması önemlidir.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> SAKIZ ÇİĞNEMENİN ÖNEMİ</strong></span><br />
Yüz felci olan hastaların, sağlık kuruluşuna gitmelerinin yanı sıra hekimlerce verilen tedavi ve önerilere uymaları gerektiğini hatırlatan Uzm. Dr. Gül, “Tedavide yüz egzersizleri de çok önemlidir. Yüz felci hastaları, yüz kaslarına masaj yapmalı, sıcak uygulamalı ve bu kasların hareket etmesini sağlamak için sakız çiğnemeli. Özellikle uzun süren yüz felçlerinde yüz kasları hareketsizlikten güçsüzleşirler ve daha sonra yüz siniri çalışsa bile yüzde asimetri ve güç kaybı olabilir. Hastanın kendi kendine uygulayabileceği masaj ve sakız çiğneme dışında fizik tedavi uygulanması da hekimin gerekli gördüğü durumlarda önerilebilir” dedi.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://izlerim.net/?feed=rss2&amp;p=233</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlar ağrıya daha dirençli</title>
		<link>http://izlerim.net/?p=231</link>
		<comments>http://izlerim.net/?p=231#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:57:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>

		<category><![CDATA[Kadınlar ağrıya daha dirençli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=229</guid>
		<description><![CDATA[
Kadınlar ağrıya daha dirençli
Adet sancısı, gebelik ve doğum ağrısı başta olmak üzere her kadın yaşamı boyunca şiddetli ağrılarla karşı karşıya kalıyor. Kadına özel bu ağrıların dışında, karın, baş ve eklem ağrılarını da kadınlar erkeklerden daha fazla yaşıyor. Ağrı kişisel bir kavram. Her birey bu sözcüğün anlamını yaşamı boyunca edindiği deneyimlerle kavrıyor. Ancak her iki cinsiyette [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Kadınlar ağrıya daha dirençli</p>
<p>Adet sancısı, gebelik ve doğum ağrısı başta olmak üzere her kadın yaşamı boyunca şiddetli ağrılarla karşı karşıya kalıyor. Kadına özel bu ağrıların dışında, karın, baş ve eklem ağrılarını da kadınlar erkeklerden daha fazla yaşıyor. Ağrı kişisel bir kavram. Her birey bu sözcüğün anlamını yaşamı boyunca edindiği deneyimlerle kavrıyor. Ancak her iki cinsiyette de farklı biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler değişik ağrı deneyimlerine neden oluyor.<span id="more-231"></span></p>
<p>Acıbadem Ağrı Tedavi Merkezi’nden Prof. Dr. Süleyman Özyalçın, “Ağrı vücudun belirli bir bölgesinden kaynaklanan, bir doku hasarına bağlı olan veya olmayan, insanın geçmişteki deneyimleri ile ilgili hoş olmayan, duyusal bir histir” diye ağrıyı tanımlayarak şöyle devam ediyor:<br />
“Tekrarlayıcı ağrı yakınmaları bakımından kadın ve erkek cinsleri arasındaki farklılıklar ergenlik çağı döneminde başlar ve erken yetişkinlik döneminde sürer. Çocukluk çağında da cinsiyet farklılıklarına bağlı ağrı şikayetleri olabilir. Genellikle kız çocukları, ailenin ilk çocukları ve alt sosyo-ekonomik sınıfların çocuklarında ağrı yakınmaları daha fazladır ve bu psikolojik bir olaydır. Erkek çocuklar ise ağrı yakınmalarını daha iyi kontrol altına alırlar.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> KADINLAR VE ERKEKLER FARKLI AĞRILAR YAŞIYOR</strong></span><br />
Ağrı konusunda kadın ve erkek arasındaki farklıkların üç temel sebebi bulunuyor: Hormon ve organ farklılıkları, kültürel ve toplumsal rollerdeki farklılıklar ve adale farklılıkları.</p>
<p>Kadınların cinsiyet organları ve hormonal değişimleri farklı ağrı deneyimlerine yol açıyor. Kadınların çoğu adet ağrısı, yumurtlama ağrısı, gebelik ve doğum ağrısı gibi patolojik olmayan nedenlere ait ağrılar yaşıyor. Tüm genç kızların yaklaşık yüzde 50’si erken ergenlik döneminde adet ağrısı deneyimine sahip. Geç ergenlik döneminde ise bu oran yüzde 75’e ulaşıyor. Geç ergenlik ve erken yetişkinlik çağında ağrıların şiddeti daha da artıyor.</p>
<p>Değişen kadın erkek rollerinin ve yaşamdaki biçimlerinin ortaya çıkardığı durumlar da ağrı üzerinde çeşitli etkilere sahip. Örneğin bu yüzyılın başında, bel ağrılarının erkeklerde kadınlardan daha sık görüldüğü kabul edilirdi. Ancak endüstriyel toplumların hızlı gelişimi sonucunda kadının iş hayatına ve üretime giderek daha aktif katılması, bel ağrıları konusundaki kadın erkek farklılığını ortadan kaldırdı. Kadın adalelerinin daha zayıf, erkek adalelerinin ise daha güçlü olması ise bazı ağrıların kadınlarda daha fazla ya da daha sık görülmesine neden olabiliyor.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> KADINLARIN AĞRI DENEYİMİ DAHA FAZLA</strong></span><br />
Biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler ağrının algılanması ve ağrılı duruma ilişkin davranışlardaki farklılıklarda da etkili bir rol oynuyor. Acıbadem Ağrı Tedavi Merkezi’nden Dr. Selçuk Dinçer bunu şöyle açıklıyor:<br />
“Beyindeki kimyasal, metabolik, fiziksel ve hormonsal değişiklikler ağrı algılaması, iletimi ve duyarlılığı bakımından her iki cinste farklılığa yol açmaktadır. Deneysel araştırmalara ait bilgiler, biyolojik faktörlerdeki değişikliklerin kadınlarda baş ağrısı ve migren şikayetlerinin daha sık olmasına neden olduğunu düşündürmektedir. Psikolojik ve sosyolojik faktörler ağrının algılanması ve ağrılı duruma ilişkin davranışlardaki farklılıklarda etkilidir.”</p>
<p>Kadın ve erkek arasında ağrının algılanması bakımından farklılıkların psikolojik ve sosyolojik açıdan iki önemli nedeni var: Birincisi kadın ve erkeğin yaşamları boyunca farklı ağrı deneyimlerine sahip olması, ikincisi ise kadın ve erkeğin toplumda kendilerinden beklenen farklı sosyal rollerinin olması. Cinsiyetle ilgili farklı sosyal beklentiler ağrıya tepkiyi de belirliyor.</p>
<p>Dolayısıyla ağrılar karşısında erkek ve kadın, aralarındaki farklı sosyal rol nedeniyle farklı tutum izliyor. Kadın ağrı duyduğunu rahatlıkla dile getirip doktora başvururken erkek bu konuda kadına oranla daha çekingen ve kendini saklamaya meyilli oluyor. Bu, kadının toplumdaki rolüyle ilgili sosyo psikolojik bir farklılık. ‘Kadın, sosyal sorumlukları gereği ağrısının bir an önce geçmesi için tedavi yolu ararken erkek, ağrısının olduğunu belirtmekten bile kaçınmaktadır’ diyen Prof. Dr. Özyalçın, kadınların erkeklerden daha çok ağrı yaşadığı yanılgısının kaynağında kadınların ağrıyı daha çok dile getirmesinin yattığını söylüyor.</p>
<p>Kadınların ağrıya erkeklerden daha dayanıklı ve dirençli olduğunu söylemek de mümkün. Bunun bir nedeni, kadınlarda östrojen gibi bazı hormonların ağrıdan koruyucu özelliklere sahip olması. Yapılan araştırmalara göre kadınların, örneğin ameliyat sonrası ağrılarda daha az ağrı kesici kullandığı ortaya çıkmış. Ancak erkeklik hormonlarının da ağrı giderici etkileri olduğuna ilişkin araştırmalar da bulunmaktadır. Kadınların ağrıya daha dirençli olmalarının önemli bir nedeni de ağrı konusunda daha deneyimli ve daha hazır olmaları. Özellikle doğum yapmış kadınların doğum ağrısı deneyimi ve pek çok kadının adet ağrısı deneyimi kadınların erkeklere oranla ağrıya daha dirençli olmalarını sağlıyor.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://izlerim.net/?feed=rss2&amp;p=231</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dişlerin bilinmeyen düşmanı: Asit erozyonu</title>
		<link>http://izlerim.net/?p=229</link>
		<comments>http://izlerim.net/?p=229#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:56:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>

		<category><![CDATA[Dişlerin bilinmeyen düşmanı: Asit erozyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=227</guid>
		<description><![CDATA[
Dişlerin bilinmeyen düşmanı: Asit erozyonu
İSTANBUL - İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Taner Yücel, ağız ve diş sağlığını tehdit eden önemli hastalıkların başında gelen diş çürüklerinin, özellikle gelişmiş batı ülkelerinde alınan koruyucu sağlık tedbirleriyle ciddi oranda azaldığını, asit erozyonu vakalarının ise arttığını söyledi.
Asitli yiyecek ve içeceklerin yol açtığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Dişlerin bilinmeyen düşmanı: Asit erozyonu</p>
<p>İ<span class="textBodyBlack">STANBUL - İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Taner Yücel, ağız ve diş sağlığını tehdit eden önemli hastalıkların başında gelen diş çürüklerinin, özellikle gelişmiş batı ülkelerinde alınan koruyucu sağlık tedbirleriyle ciddi oranda azaldığını, asit erozyonu vakalarının ise arttığını söyledi.</span><span id="more-229"></span></p>
<p>Asitli yiyecek ve içeceklerin yol açtığı ve diş sert dokularında görülen aşınmalar olarak tanımlanan asit erozyonunun, diş çürüğü ile beraber yüzyılın en önemli diş sağlığı sorunu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Taner Yücel, “Bunun yanı sıra mide rahatsızlıklarına bağlı olarak meydana gelen reflü sonucu veya efervesanlı ilaç ve vitaminlerin yoğun kullanılması veya ağızda emilerek kullanılan çeşitli pastiller sonucu ağız pH’sı düşerek, diş sert dokularında erozyon meydana gelebilir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Yücel, her yaşta görülebilen asit erozyonunun, “asitli yiyecek ve içeceklerin dişle teması sonucu diş minesinin yüzeyinin geçici olarak yumuşaması ile ortaya çıktığını” dile getirerek, “Zamanla, bu asidik yumuşama, önemli bir aşınmaya ve dolayısıyla da diş minesinin kalınlığının azalmasına yol açabiliyor. Bu da sonuç olarak diş hassasiyetinin artmasına ve daha sonra da dişin dokusu, şekli ve görünümünde değişime neden oluyor” diye konuştu.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://izlerim.net/?feed=rss2&amp;p=229</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kilo erkeği daha çabuk öldürüyor</title>
		<link>http://izlerim.net/?p=227</link>
		<comments>http://izlerim.net/?p=227#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:56:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>

		<category><![CDATA[Kilo erkeği daha çabuk öldürüyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=225</guid>
		<description><![CDATA[
Kilo erkeği daha çabuk öldürüyorİSTANBUL - Araştırmalar, obezitenin kadınlarda daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Ancak aşırı kilo nedeniyle ölüm oranları erkeklerde daha fazla. Kilo fazlalığı ve obezite giderek artan oranlarda görülen bir toplum sağlığı sorunu. Obezite, tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve bunlara bağlı olarak gelişen kalp damar hastalıkları, kalp krizi gibi hastalıklara neden oluyor.
Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p>Kilo erkeği daha çabuk öldürüyor<span class="textBodyBlack">İSTANBUL - Araştırmalar, obezitenin kadınlarda daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Ancak aşırı kilo nedeniyle ölüm oranları erkeklerde daha fazla. Kilo fazlalığı ve obezite giderek artan oranlarda görülen bir toplum sağlığı sorunu. Obezite, tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve bunlara bağlı olarak gelişen kalp damar hastalıkları, kalp krizi gibi hastalıklara neden oluyor.</span><span id="more-227"></span></p>
<p>Bir kişinin obez olup olmaması karın bölgesinde, iç organları saran yağlanmanın en basit şekilde değerlendirilmesi bel çevresinin ölçülmesi ile mümkün. Erkeklerde 102 cm. üzeri, kadınlarda ise 88 cm üzeri yüksek risk grubu olarak kabul ediliyor. Bir diğer ölçüm şekli de bel - kalça çevresi oranının alınması. Bu oran 0,85 üzerine çıktıkça riskin arttığı görülüyor.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> KADIN İLE ERKEK ARASINDAKİ FARKLAR:</strong></span><br />
Toplum geneline bakıldığında kilo fazlalığı ve obezite kadınlarda daha yaygın. Oysa ki obezitenin doğurduğu kronik hastalıklar ve bunun sonucu gelişen kalp-damar hastalıkları ve ona bağlı ölümlere bakıldığında erkeklerde durumun daha kötü. Yağ dokusunun (adipoz dokusu) dağılımı bir kadın ile erkek arasındaki, ilk bakışta görülebilen en önemli farklardan biridir. Erkekler kilo aldıklarında yağlanma göbek tarafında olma eğiliminde iken, bu kadınlarda daha çok kalça, kol ve bacaklarda olur. Bu farka sebep olan şey ise Östrojen (kadınlık hormonu)’dur.</p>
<p>Östrojen eksikliği durumu olarak da tanımlanabilecek menopoz dönemiyle beraber, yağ dağılımındaki fark da ortadan kalkar. Kadınlarda da göbek etrafında yağlanmanın olduğu ve kol ve bacakların nispeten inceldiği görülür. Aynı şekilde menopoz dönemi kadınlar ile aynı yaş grubundaki erkekler arasında kalp-damar hastalıkları görülme sıklığı ve ona bağlı ölümlerin de eşitlenmeye başladığı görülür.</p>
<p>VKV Amerikan Hastanesi Endokrinoloji Diyabet ve Metabolizma Uzmanı Dr. Tahir Haytoğlu, obeziteye karşı koymak için yapılması gerekenleri söyle ifade ediyor:<br />
“İlaç tedavisinden çok, elbette doğru beslenme ve sağlıklı bir yaşam tarzının erken yaşlarda benimsenmesi gerekir. Bu amaçla daha çocuk yaşta hareket etmek, egzersiz yapmak özendirilmeli, televizyon başında, bilgisayar başında çok uzun süre harcanmasından kaçınılmalı. Televizyon seyrederken yemek yeme, bir şeyler atıştırma gibi alışkanlıklar terk edilmeli, çocuklara bu alışkanlık hiç kazandırılmamalıdır. Beslenme konusunda temel prensipler olarak öğün atlanmaması ve yiyecek gruplarının bilinerek her grupta “sağlıklı” olanların “daha az sağlıklı” olanlara tercih edilmesi gerekir. Kilo kontrolü, kişinin kilo alırken önlem almaya başlaması 20-30 kilo aldıktan sonra vermeye çalışmasından çok daha kolay bir yoldur. Kilo kontrolü için kişinin kendisini düzenli olarak tartması ve kendini kontrol etmesi gerekir. Beslenme alışkanlıklarında radikal değişimler içeren hızlı zayıflama diyetlerinden kaçınmak gerekir. Daha çok kalıcı yönde porsiyon kontrolü ve gereksiz kalorilerin kısıtlanma, besin değeri düşük ancak kalori değeri yüksek yiyeceklerin kısıtlanması daha etkili ve kalıcı bir önlem olacaktır.”</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://izlerim.net/?feed=rss2&amp;p=227</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Eczacılar Birliği’nden ilaç kullanma dersleri</title>
		<link>http://izlerim.net/?p=225</link>
		<comments>http://izlerim.net/?p=225#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:55:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>

		<category><![CDATA[Eczacılar Birliği’nden ilaç kullanma dersleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=223</guid>
		<description><![CDATA[
KAYSERİ - Türk Eczacılar Birliği Proje Koordinatörü Sahra Daşdemir, AB hibe programı tarafından 65 bin Euro katkı verilerek desteklenen eğitim projesiyle Ankara, Eskişehir, Kırşehir, Kırıkkale, Yozgat ve Çorum illerinde 4,5 ve 6. sınıflarda eğitim gören toplam 3 bin öğrenciye ulaşılmasının hedeflendiğini söyledi

Sahra Daşdemir, bilinçsiz ilaç tüketiminin önlenmesi için hazırladıkları eğitim projesi kapsamında bir tiyatro grubunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p><span class="textBodyBlack">KAYSERİ - Türk Eczacılar Birliği Proje Koordinatörü Sahra Daşdemir, AB hibe programı tarafından 65 bin Euro katkı verilerek desteklenen eğitim projesiyle Ankara, Eskişehir, Kırşehir, Kırıkkale, Yozgat ve Çorum illerinde 4,5 ve 6. sınıflarda eğitim gören toplam 3 bin öğrenciye ulaşılmasının hedeflendiğini söyledi</span></p>
<p><span id="more-225"></span></p>
<p>Sahra Daşdemir, bilinçsiz ilaç tüketiminin önlenmesi için hazırladıkları eğitim projesi kapsamında bir tiyatro grubunun gösteri de yapacağını kaydederek şunları söyledi:<br />
“ Ankara, Eskişehir, Kırşehir, Kırıkkale, Yozgat, ve Çorum illerinde, 4, 5 ve 6. sınıflarda eğitim gören öğrencileri, bilinçli ilaç kullanımına yönlendirmek için broşür, afiş ve resimli kitapçıklar hazırladık. ‘Akıllı Çocuk Akılcı İlaç kullanır’ adını verdiğimiz proje ile, sağlık alanındaki önemli bir tüketici grubunu oluşturan ancak aynı zamanda, özellikle ilaç suistimali nedeniyle bilinçsiz ilaç tüketiminden en fazla etkilenme riski taşıyan; her türlü öğrenme ve uygulama pratiklerine en fazla açık olan ilköğretim öğrencilerinin, akılcı ve bilinçli ilaç tüketimi konusunda eğitilmeleri ve özümseyecekleri bilgilerle donatılmaları hedeflenmektedir. Çocuklar için Panayır Tiyatro Grubu’ okullarda ve tiyatro salonlarda toplam 20 oyun sahneleyecek. Tiyatro grubu, Ankara’da 15 okulda, diğer illerde ise tiyatro salonlarında gösteri yapacak.”</p>
<p>Daşdemir, projenin tanıtımı için 13 Şubat Çarşamba günü Türk Eczacılar Birliği Merkez binasında sivil toplum kuruluşlarının davet edileceği bir başlangıç semineri yapılacağını belirtti. Daşdemir, sözlerini şöyle tamamladı:<br />
“Seminerde genel olarak akılcı ilaç kullanımının faydaları ve akılcı olmayan ilaç tüketiminin kişisel ve toplumsal zararları konusunda bilgi alışverişi sağlanacaktır. Diğer illerde de bu tür seminerlerin yapılması planlanmaktadır. Çocuklarımıza ilaç tüketiminin bilinçli yapılması için hem kitapçıklarla hem de tiyatro gösterisiyle ulaşacağız.”</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://izlerim.net/?feed=rss2&amp;p=225</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Seyahat ederken hareketsiz kalmayın</title>
		<link>http://izlerim.net/?p=223</link>
		<comments>http://izlerim.net/?p=223#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:54:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>

		<category><![CDATA[Seyahat ederken hareketsiz kalmayın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=221</guid>
		<description><![CDATA[
KOCAELİ - Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Ilgazlı, sık seyahat edenler ile seyahatlerde 4 saatten fazla hareketsiz kalanların venöz trombo emboli riski taşıdığını, riskin seyahatten sonra 1 ay daha devam ettiğini belirtti.
Bacaklar oturur pozisyondayken diz eklemi ve büküm yerlerinin bir sıkışıklığa maruz kaldığını, bacaklardaki kan akışının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p><span class="textBodyBlack">KOCAELİ - Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Ilgazlı, sık seyahat edenler ile seyahatlerde 4 saatten fazla hareketsiz kalanların venöz trombo emboli riski taşıdığını, riskin seyahatten sonra 1 ay daha devam ettiğini belirtti.</span><span id="more-223"></span></p>
<p>Bacaklar oturur pozisyondayken diz eklemi ve büküm yerlerinin bir sıkışıklığa maruz kaldığını, bacaklardaki kan akışının damarların bükülmesinden dolayı kesintiye uğrayabileceğini ifade eden Prof. Dr. Ahmet Ilgazlı, kanın bacakların alt kısmında göllenmeye başlaması ve rahat devir daim yapamamasına neden olduğunu söyledi.</p>
<p>Dolaşımın yavaşlamasından dolayı damar duvarında oluşan küçük bozukluklarda kanın yoğunlaştığına, kişinin yeterli sıvı almamış olmasının da etkisiyle diz altında birikmeye başladığına dikkati çeken Ilgazlı, şu bilgileri verdi:<br />
“Kanın bacaklarda birikmesinin sonucu pıhtı oluşuyor, bu pıhtının bacak damarını tıkamasına ‘venöz trombo emboli’, buradan kopan parçanın dolaşım yoluyla akciğere gitmesi durumuna ‘akciğer embolisi’ (pulmoner emboli) oluşuyor. Damarın tıkanmasıyla bacakta şişme, ağrı, kızarıklık, ödem oluşuyor. Eğer bu pıhtı kopar, dolaşıma katılır akciğer damarlarına gelir, burada büyük bir damarı tıkarsa öksürük, ani göğüs ağrısı, nefes darlığı oluşur, tıkanan damarın büyüklüğüne bağlı olarak terleme, tansiyon düşüklüğü, şok, ani ölüm dahi olabilir.”</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütünün yılda 2 milyar insanın uçakla seyahat ettiğini, normal sağlıklı kişilerde bu durumun görülme olasılığını 6 bin uçuşta bir olduğunu açıkladığını dile getiren Ilgazlı, çok sık görülen bir durum olmadığına, ancak yalnızca uçak seyahatlerinin değil, otobüs, tren ve otomobil yolculuklarında da bu duruma dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> EKONOMİ SINIF SENDROMU</strong></span><br />
Uçak yolculuğundaki ‘derin ven trombozu’ adı verilen genellikle bacak veya baldır toplardamarlarında oluşan pıhtının bir parçasının yerinden kopup dolaşıma katılması durumunun, yaklaşık 70 yıl önce fark edildiğine değinen Ilgazlı, şöyle devam etti:<br />
“Uçaklarda, koltuk araları daha dar, bacak hareketlerinin daha kısıtlı olduğu ekonomi sınıflarında risk artmasından dolayı 1980’li yıllarda buna ‘Ekonomi Sınıf Sendromu’ denilmiş. Ancak lüks sınıflarda da görülebilir, kişi lüks sınıfta da hareket etmeksizin seyahat ettiyse risk taşımaktadır.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> TAVSİYELER</strong></span><br />
Seyahatlerde, susuz kalanlar, şişmanlar, aşırı kısa ve aşırı uzun boylular, hamileler, yaşlılar, kanser, şeker ve tansiyon hastalığı olanlar ile daha önce cerrahi müdahale geçirmiş kişilerde riskin arttığına dikkati çeken Ilgazlı, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:<br />
“Kan akışkanlığının artması için sıvı alınmalı, alkol ve kahve türü içecek kullanımından kaçınılmalı, bacaklara masaj yapılmalı, ayaklar sıklıkla çevrilerek, kasıp germe hareketleriyle kan dolaşımına katkı sağlanmalı. Uçak ve tren yolculuklarında koridorlarda küçük gezintiler, otomobil ya da otobüs seyahatlerinde ise 4 saati aşmayacak sürelerde molalar verilmelidir. Seyahatlerde sıkı çoraplar giymemek, bacakları çok sıkan dar pantolon giymemek, bacak bacak üzerine atmamak hayati önem taşımaktadır. Doğuştan, kalıtsal risk faktörü varsa, kişi önceden emboli geçirmişse hekim kontrolünde seyahat öncesi ve sonrasında kan sulandırıcı ilaç kullanılabilir.”</p>
<p>Ilgazlı, seyahatler dışında, bacağı kırık kişilerin, damar duvarları bozuk olan yaşlıların, şeker, hipertansiyon hastalarının da emboli oluşumu için risk taşıdığını kaydetti.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://izlerim.net/?feed=rss2&amp;p=223</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bir gecede ne kadar nefessiz kalıyorsunuz?</title>
		<link>http://izlerim.net/?p=221</link>
		<comments>http://izlerim.net/?p=221#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2008 10:54:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Saglık Makaleleri]]></category>

		<category><![CDATA[Bir gecede ne kadar nefessiz kalıyorsunuz?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.by-namso.com/saglik/?p=219</guid>
		<description><![CDATA[
ADANA - Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Barlas Aydoğan, “Uyku Apnesi” bilinen uyku sırasında nefessiz kalmanın, günümüzün en yaygın rahatsızlıklarından biri olduğunu ve ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Aydoğan, üst solunum yolu ve merkezi sinir sisteminin tembelliği ile ortaya çıkan nefessiz kalmanın, genellikle burundaki etler, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="main">
<p><span class="textBodyBlack">ADANA - Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Barlas Aydoğan, “Uyku Apnesi” bilinen uyku sırasında nefessiz kalmanın, günümüzün en yaygın rahatsızlıklarından biri olduğunu ve ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.</span><span id="more-221"></span></p>
<p>Prof. Dr. Aydoğan, üst solunum yolu ve merkezi sinir sisteminin tembelliği ile ortaya çıkan nefessiz kalmanın, genellikle burundaki etler, kıkırdak eğirilikleri, küçük dil ile ilgili sorunlar, bademcikteki büyüme, çenenin küçük olması gibi nedenlerle ortaya çıktığını belirtti.</p>
<p>Üst solunum yolunun uyku sırasında tekrar tekrar tıkanması ile kendini gösteren apnenin, kişinin gündelik yaşamını etkileyici, hatta ölümcül riskler taşıyan sonuçlar doğurabileceğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, şöyle konuştu:</p>
<p>“Uyku apnesine maruz kalan kişi, gün içinde aşırı uyku hali, konsantrasyon kaybı yaşar. Bunun yanı sıra sabah dinlenmeden kalkma, horlama, aşırı terleme, sık tuvalete gitme, ağızda kuruluk, dikkat eksikliği, konsantrasyon eksikliği, depresyon da apnenin sonuçlarıdır. Uyku sırasında kalbe düzenli oksijen gitmemesi kalp krizlerine, beyne oksijen gitmemesi ise felçlere neden olabilir. Bu tür şikayetler, göz ardı edilmemeli, kişi mutlaka uyku testine tabi tutulmalı.”</p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> SAYI VE SÜRE ÖNEMLİ</strong></span><br />
Apnenin, uyku sırasında saatte 5 defadan fazla ve 10 saniyeden uzun süren solunum durması olarak adlandırıldığını belirten Prof. Dr. Barlas Aydoğan, bu sayının artmasının ise hastalığın şiddetini de artıracağını kaydetti.</p>
<p>Apnenin tedavi öncesi olarak uzman doktor tarafından gruplandırılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aydoğan, bunun için ise kişinin polisonografi denilen uyku testine tabi tutulması ve tedavisinin de test sonuçlarına göre yapılması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Polisonografi ile kişinin gece boyunca, beyin dalgaları, göz hareketleri, solunum sayılarının kontrol edildiğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, değerlendirmeye göre cerrahi müdahale ve ilaçla tedavi yöntemlerinin uygulandığını kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Aydoğan, uyku apnesinden korunmak için aşırı kilonun yanı sıra, alkol, sigara, kafein içeren maddelerden de uzak durulması gerektiğini sözlerine ekledi.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://izlerim.net/?feed=rss2&amp;p=221</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
